Dün bir Korece çalışayım dedim. Kafam Mairlyn Manson konseri oldu, içinde çok acayip şeyler yapıldı. Çok kötü durumdaydım insanlar. &#12...

Kafam olmuş Mairlyn Manson konseri

08:42 Elif Özçelik 0 Comments

Dün bir Korece çalışayım dedim. Kafam Mairlyn Manson konseri oldu, içinde çok acayip şeyler yapıldı. Çok kötü durumdaydım insanlar. 😒 Ama 4 tane grammerımsı şey öğrendim. Anlatayım mı? 😏

1. 아주 어릴 적 çok eskiden(çok gençliğimden beri)

2.언니들의 영향으로;
영향 effect(etki) demek ama ablalar daki iyelik eki beni kıllandırdı başta. Aradım taradım derken öğrendim ki "ablaların etkisiyle" anlamı katıyormuş.

Bunu çevirdiğim cümleyi paylaşmadan önce isimden fiil yapmayla ilgili de bir şey paylaşma ihtiyacı duydum.

Fiili isim yapma;
Konuşurken 는 거
Topic olarak 는 것
Özne 는 게
Nesne 는 걸

아주 어릴 적부터 언니들이 영향으로 로맨스 소설을 읽는 걸 좋아했어요.

Çok eskiden beri ablalarımın etkisiyle aşk romanları okumayı sevdim.

3. 더라고요.
3 kullanımı varmış bunun.
   
     3.1 Konuşanın direkt olarak gördüğü şeyleri ifade edermiş ve dinleyici cümlenin öznesi olamazmış.

     3.2 Ayrıca konuşan kişinin konuyu ilk kez farkettigini önceden bildiği bir şey olmadığını belirtmek için kullanılırmış.

     3.3 Üçüncü bir şahıstan bahsediliyorsa A+어/아하다 formu kullanılmalıymış. 

ÖRNEKLER

일본에서 여행 해보니까 일본에는 정말 산이 많더라고요.

Japonya'ya gittikten sonra farkettim ki Japonya'da gerçekten çok dağ var.

그 이야기를 듣고 어머니가 속상해하시더라고요.

O hikayeyi duyduktan sonra annem çok üzüldü.

생각보다 어렵더라고요.

Düşündüğümden daha zor.
(Sonradan farkına varmış bu kadar zor olduğunun. )

4. 게 var mesela. Sohbet ederken sürekli çıkardı karşıma anlamazdım ama pek sıkıntı çıkmazdı. Simdi çeviri yaparken çıkınca bakayım dedim. Ve aslında çok basit bir şey olduğunu fark ettim. Beklenen hedefin, sonucun ya da durumun belirtilmesi için kullanılıyormuş. Kısadan hisse; eyleme başlama sebebi.

그 극장 찾아가게 약도 좀 그려줘.

O film evi(sinema)bir bulabilmem için harita çiz.

Yalnız şimdi farkettim ki bu çevirdiğim şeyde yokmuş. 😄 neyse öğrenmek kötü bir şey değil.

5. ㄹ거라고
Bunu tamamen anlatmak biraz karışık olduğu için örnek üzerinden anlatacağım.

일본어 배울거라고 믿으며 열공해요.

Japonca öğreneceğime inanarak çok çalışıyorum.

배울고라고;  öğreneceğime
믿다 geldiği için öğreneceğime inanmak oldu. Ama 하다 getirirseniz öğreneceğimi söylemek olur.약속 하다 derseniz öğreneceğime söz vermek olur.
Bir de 열공하다 yı sözlükte bulamazsınız çünkü kısaltmadır. 열심히 공부하다 Bunu kısaltılmış hali.

10 satırlık çeviriden çıkan notlar bunlar. 열공 millet ^^

0 yorum:

Uzun zamandır yazmadığım için bir şeyler yazmak istiyorum. Kafamda yazacak pek bir şey de yok sanırım. Bir şeyleri yapma isteğim ne kadar ço...

Petrol ofisim, İngilizce.

15:00 Elif Özçelik 0 Comments

Uzun zamandır yazmadığım için bir şeyler yazmak istiyorum. Kafamda yazacak pek bir şey de yok sanırım. Bir şeyleri yapma isteğim ne kadar çoksa o kadar yazmak istiyorum. Pek şair falan da değilim halbuki, en basitinden Türkçe'ye bile hakim değilim. Müzik dinlemeden yazamam. Şimdi de The Verve- Bitter Sweet Symphony dinlerken yazıyorum. Şu aralar bir Youtube mixini dinliyorum sürekli. Bundan sonra Oasis'ten Wonderwall çalacak sonra Cranberries- Zombie. Zombie demişken Zombie'yi ilkokul 7den beri dinlerim. ya da 8 mi? O zamanlar nakaratında Zombie dediğinde sahabeee sahabeeee dediğini zannederdim. Bir ara dinleyin, bence siz de benzetebilirsiniz. Halbuki sahabe ne alaka değil mi? Neyse, I can change I can change diyor The Verve'nin solisti. Bu arada hiçbir grubun üyelerini bilmem. Neyse, Ben de dedim zamanında I can change I can changeicem ulan dedim. Değiştim de sanırım. Şaka şaka planlı bir değişimim olmadı ama değiştiğimi hissedebiliyorum. Ama yazmaya başlarken niyetim hiç de bu konulara girmek değildi. Ne kadar çok konu değişiyorum ben ya? Şarkı değiştiği için yazdığım şeyler de değişebilir. Kafam çok mu karışık? Bilmiyorum. Normalde çok mutlu olmam lazım. Çocukluğumdan beri istediğim şey, yurtdışında yaşamak! OLAYA BAK! YURTDIŞI! Ama hiçbir şey hissetmiyorum. Vize hazırlıkları, kalacak yer araması derken geçiyor zaman. Sonra film izliyorum, tekrar film izliyorum. Yine film izliyorum ve azıcık Abnormal Summit'e bakıyorum. Korelilerin programlarında kahkaha atıyorum :D :D sonra Japonca'ya bakıyorum. Ama günde yarım saatten fazla bakamaz oldum. Sonra telefonda oyun oynuyorum. Çok boş yaşar oldum. Zaten bu kadar çok boş zamanım olduğu için bu kadar çok şey yapabiliyorum. Günün 10 saatini uyuyarak geçiriyorum. Eskiden 5 saatti bu süreç. Ne kadar boş yaşamaya başlarsam o kadar çok uyuyorum. O kadar az hissediyorum. Yaşadığım şehirde ailemden başka bir şey yok. Ailem çok büyük bir nimet benim için. Aile sonuçta, boru mu? Zaten Trabzon'dan gidecek olmanın koyan tek tarafı o :D Ama bakınca 19 senedir yaşadığım şehir, burada yapabileceğim hiçbir şey kalmamış gibi. Salakça şeyler yaptığım da oldu. Güzel şeyler yaptığımda. Break dans mı yapmaya çalışmadım, photoshopa mı el atmadım? Çizim mi yapmadım? Fotoğraf çekimlerim mi eksik kaldı? Kurabiye tarifleri mi dersin. En son yabancı dillere bulaştım işte. Bu merete de bulaştın mı sonu gelmiyor. Uyuşturucu gibi bir şey. Hala hatırlıyorum biriyle yüz yüze ilk kez Korece konuştuğum zamanı. Ayaklarım titremişti heyecandan yahu. Konuştuğum kişiler de 30 yaşında dönercide gördüğüm Koreli iki adam yani pek bir esprisi yok ama Korece konuşmuşum abi. KORECE! Aylarca çalıştım ben bu dile, okulumdan aksattım, uyku düzenimden aksattım. Ama emeğimin karşılığını aldım. Şuan Korece şey gibi oldu benim için. Hani araba tutkunu zenginler vardır ya. Çok çalışıp bir araba alırlar. O arabaya bindikleri ilk an çok kıymetlidir. Başkaları için çok anlam ifade etmeyen önemsiz bir araba olsa da onlar o ilk arabalarını hep korur kollarlar ama bir yandan da başka bir araba almak için uğraşırlar (Japonca) Şuan aynı o konumdayım. İngilizce ise benzin istasyonu gibi benim için. Adeta bir ihtiyaç ve sorumluluk. Neyse, nereden geldim ben buraya :D ha... yapmadığım kalmadı diyordum. Üniversite bitene kadar da buradan taşınabilecek değilim sonuçta. İyi olacak benim için İngiltere. Trabzon'da yapacak bir şeyler bulabilirim dönene dek. Ama şimdi düşününce 09.09.2014 saat 00.48 ve Trabzon'da sadece 6 günüm kaldı. 6 gün daha kalacağım. İstanbul'a gittiğimde Trabzon'a geri dönüşü olmayan bir dönüş olacak. Başka bir ev, başka bir oda için gideceğim İstanbul'a. Çevremdeki insanlar dünyayı farklı dille izleyen insanlar olacak. Bir müddet altyazıya ihtiyaç duyacağız. Onlar da ben de. Dünyayı görüş açılarımız farklı olduğu için altyazılarla tanıyacağız birbirimizi. Sonra altyazılar yok olacak, benim oradaki sürem dolacak. Kimi zaman tatlı kimi zaman acı anları olan ama güzel hatırlanan bir film olacak. Yeniden izlemek istesek bile pek tat vermeyeceği düşüncesiyle sadece başkalarına bahsetmekle yetineceğimiz bir film olacak. Beni değiştirecek bir film olacağına eminim ama kötü değişimler olacağına inanmıyorum. Bir Korku filmi olmayacak. Çünkü hayaletli olduğundan şüphelenilen bir eve gitmeyecek ya da ıssız bir otobanda durmayacak kadar olgunlaştığımı düşünüyorum. Nereden nereye geldi bu blog böyle? Gerçi The Verve- Bitter Sweet Symphony'den Guns N' Roses- November a kadar geldi playlist. November demişken 2014 November'ı benim için nasıl geçecek? İngilizler nasıl November diyor. Novembır değil de novemba mı diyorlar? Ama hoşçakallar hep aynı değil mi? Good bye. O halde Good bye bunu okuyan insanlar. Hepsini okuyan varsa tabii. Sayonara! Annyong! Goodbye! Allah'a emanet!

0 yorum: