15:00
Uzun zamandır yazmadığım için bir şeyler yazmak istiyorum. Kafamda yazacak pek bir şey de yok sanırım. Bir şeyleri yapma isteğim ne kadar ço...
15:00
Petrol ofisim, İngilizce.
Uzun zamandır yazmadığım için bir şeyler yazmak istiyorum. Kafamda yazacak pek bir şey de yok sanırım. Bir şeyleri yapma isteğim ne kadar çoksa o kadar yazmak istiyorum. Pek şair falan da değilim halbuki, en basitinden Türkçe'ye bile hakim değilim. Müzik dinlemeden yazamam. Şimdi de The Verve- Bitter Sweet Symphony dinlerken yazıyorum. Şu aralar bir Youtube mixini dinliyorum sürekli. Bundan sonra Oasis'ten Wonderwall çalacak sonra Cranberries- Zombie. Zombie demişken Zombie'yi ilkokul 7den beri dinlerim. ya da 8 mi? O zamanlar nakaratında Zombie dediğinde sahabeee sahabeeee dediğini zannederdim. Bir ara dinleyin, bence siz de benzetebilirsiniz. Halbuki sahabe ne alaka değil mi? Neyse, I can change I can change diyor The Verve'nin solisti. Bu arada hiçbir grubun üyelerini bilmem. Neyse, Ben de dedim zamanında I can change I can changeicem ulan dedim. Değiştim de sanırım. Şaka şaka planlı bir değişimim olmadı ama değiştiğimi hissedebiliyorum. Ama yazmaya başlarken niyetim hiç de bu konulara girmek değildi. Ne kadar çok konu değişiyorum ben ya? Şarkı değiştiği için yazdığım şeyler de değişebilir. Kafam çok mu karışık? Bilmiyorum. Normalde çok mutlu olmam lazım. Çocukluğumdan beri istediğim şey, yurtdışında yaşamak! OLAYA BAK! YURTDIŞI! Ama hiçbir şey hissetmiyorum. Vize hazırlıkları, kalacak yer araması derken geçiyor zaman. Sonra film izliyorum, tekrar film izliyorum. Yine film izliyorum ve azıcık Abnormal Summit'e bakıyorum. Korelilerin programlarında kahkaha atıyorum :D :D sonra Japonca'ya bakıyorum. Ama günde yarım saatten fazla bakamaz oldum. Sonra telefonda oyun oynuyorum. Çok boş yaşar oldum. Zaten bu kadar çok boş zamanım olduğu için bu kadar çok şey yapabiliyorum. Günün 10 saatini uyuyarak geçiriyorum. Eskiden 5 saatti bu süreç. Ne kadar boş yaşamaya başlarsam o kadar çok uyuyorum. O kadar az hissediyorum. Yaşadığım şehirde ailemden başka bir şey yok. Ailem çok büyük bir nimet benim için. Aile sonuçta, boru mu? Zaten Trabzon'dan gidecek olmanın koyan tek tarafı o :D Ama bakınca 19 senedir yaşadığım şehir, burada yapabileceğim hiçbir şey kalmamış gibi. Salakça şeyler yaptığım da oldu. Güzel şeyler yaptığımda. Break dans mı yapmaya çalışmadım, photoshopa mı el atmadım? Çizim mi yapmadım? Fotoğraf çekimlerim mi eksik kaldı? Kurabiye tarifleri mi dersin. En son yabancı dillere bulaştım işte. Bu merete de bulaştın mı sonu gelmiyor. Uyuşturucu gibi bir şey. Hala hatırlıyorum biriyle yüz yüze ilk kez Korece konuştuğum zamanı. Ayaklarım titremişti heyecandan yahu. Konuştuğum kişiler de 30 yaşında dönercide gördüğüm Koreli iki adam yani pek bir esprisi yok ama Korece konuşmuşum abi. KORECE! Aylarca çalıştım ben bu dile, okulumdan aksattım, uyku düzenimden aksattım. Ama emeğimin karşılığını aldım. Şuan Korece şey gibi oldu benim için. Hani araba tutkunu zenginler vardır ya. Çok çalışıp bir araba alırlar. O arabaya bindikleri ilk an çok kıymetlidir. Başkaları için çok anlam ifade etmeyen önemsiz bir araba olsa da onlar o ilk arabalarını hep korur kollarlar ama bir yandan da başka bir araba almak için uğraşırlar (Japonca) Şuan aynı o konumdayım. İngilizce ise benzin istasyonu gibi benim için. Adeta bir ihtiyaç ve sorumluluk. Neyse, nereden geldim ben buraya :D ha... yapmadığım kalmadı diyordum. Üniversite bitene kadar da buradan taşınabilecek değilim sonuçta. İyi olacak benim için İngiltere. Trabzon'da yapacak bir şeyler bulabilirim dönene dek. Ama şimdi düşününce 09.09.2014 saat 00.48 ve Trabzon'da sadece 6 günüm kaldı. 6 gün daha kalacağım. İstanbul'a gittiğimde Trabzon'a geri dönüşü olmayan bir dönüş olacak. Başka bir ev, başka bir oda için gideceğim İstanbul'a. Çevremdeki insanlar dünyayı farklı dille izleyen insanlar olacak. Bir müddet altyazıya ihtiyaç duyacağız. Onlar da ben de. Dünyayı görüş açılarımız farklı olduğu için altyazılarla tanıyacağız birbirimizi. Sonra altyazılar yok olacak, benim oradaki sürem dolacak. Kimi zaman tatlı kimi zaman acı anları olan ama güzel hatırlanan bir film olacak. Yeniden izlemek istesek bile pek tat vermeyeceği düşüncesiyle sadece başkalarına bahsetmekle yetineceğimiz bir film olacak. Beni değiştirecek bir film olacağına eminim ama kötü değişimler olacağına inanmıyorum. Bir Korku filmi olmayacak. Çünkü hayaletli olduğundan şüphelenilen bir eve gitmeyecek ya da ıssız bir otobanda durmayacak kadar olgunlaştığımı düşünüyorum. Nereden nereye geldi bu blog böyle? Gerçi The Verve- Bitter Sweet Symphony'den Guns N' Roses- November a kadar geldi playlist. November demişken 2014 November'ı benim için nasıl geçecek? İngilizler nasıl November diyor. Novembır değil de novemba mı diyorlar? Ama hoşçakallar hep aynı değil mi? Good bye. O halde Good bye bunu okuyan insanlar. Hepsini okuyan varsa tabii. Sayonara! Annyong! Goodbye! Allah'a emanet!
0 yorum: